Birincisi: "Insanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranislari nedir?"
Eflatun tek tek siralamis: "1.) Cocuklukta sikilirlar ve büyümek icin acele ederler. Büyüdüklerinde cocukluklarini özlerler... 2.) Para kazanmak icin sagliklarini yitirirler. Ama sagliklarini geri almak icin de para öderler... 3.) Yarindan endise ederken bugünü unuturlar. Dolayisiyla ne bugünü ne de yarini yasarlar... 4.) Hic ölmüyecek gibi yasarlar. Ancak hic yasamamis gibi ölürler..."
Sira gelmis ikinci soruya: "Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine siralamis: "Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayin! Yapilmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye birakmaktir... "Önemli olan: Hayatta "En cok seye sahip olmak" degil, "En az seye ihtiyac duymaktir"...
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sıymaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
İki arkadaş çölde yürümektedir. Yolculuğunbir noktasında bir tartışma olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı acır fakat arkadaşına hiçbir şey söylemez. Kuma ‘’ bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı’’yazar. Bir vahaya gelinceye kadar yürümeye devam ederler ve orada suya girip serinlemeye karar verirler. Tokadı yiyen birden bataklığa saplanır ve boğulmak üzereyken arkadaşı onu kurtarır. O yine arkadaşına bir şey söylemeden etrafına bakınmaya başlar. Bulduğu en büyük kayanın üstüne:‘’ bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı’’ yazar. Arkadaşı dayanamayıp sorar ‘’ neden canını yaktığımda kuma, hayatını kurtardığımda kayaya yazdın.’’ Diğeri cevaplar: ‘’ acıları kuma yazalım ki bağışlama rüzgarı onu silebilsin, iyilikleri taşa yazalım ki hiçbir rüzgar onu silemesin ve hep orada kalsın...’’
ARKADAŞIM; Eski Türklerde Askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi Bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya tasa vererek ok atarlarmış.
Atalarımız genelde bozkır hayatı yasadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir tas veya kaya olurmuşo yüzyıllarda. sonra bu sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAS dan ARKADAS seklinde dilimize yerleşmiş. Bugüngüvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan samimiyetine güvendiğimizkişilere verdiğimizisim halinialmış.
Hattaonlarlailgiliçokhikayeleryazılmış, çizilmiştir. Karikatürlere bilekonuolmuşturheparkadaşlık... Bazenyanı başımızda ki yeganedayanağımız, bazen de.... Rabbimherşeyinenhayırlısınıversininşallah... Arkadaşın da... Saliharkadaşlar nasip etsinbizlere... Aynışeyleridüşündüğümüz, aynıdavaiçinnefesalıpverdiğimiz....
Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar veaşk , kendinden emin bir şekilde sorar; -Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye varsın ki bu dünyada? Arkadaşlık cevap verir: -Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmekveacınıhafifletmek için....
27/6/2007
EFLATUN DEMİŞ Kİ!!
Eflatun´a iki soru sormuşlar...
Birincisi:
"Insanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranislari nedir?"
Eflatun tek tek siralamis:
"1.) Cocuklukta sikilirlar ve büyümek icin acele ederler. Büyüdüklerinde cocukluklarini özlerler...
2.) Para kazanmak icin sagliklarini yitirirler. Ama sagliklarini geri almak icin de para öderler...
3.) Yarindan endise ederken bugünü unuturlar. Dolayisiyla ne bugünü ne de yarini yasarlar...
4.) Hic ölmüyecek gibi yasarlar. Ancak hic yasamamis gibi ölürler..."
Sira gelmis ikinci soruya:
"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine siralamis:
"Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayin! Yapilmasi gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye birakmaktir...
"Önemli olan: Hayatta "En cok seye sahip olmak" degil, "En az seye ihtiyac duymaktir"...
27/6/2007
SENİ SEVİYORUM DEMEK YETMEZ...
ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sıymaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
27/6/2007
İYİLİK VE KÖTÜLÜK ÜSTÜNE!!!
İki arkadaş çölde yürümektedir. Yolculuğun bir noktasında bir tartışma olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı acır fakat arkadaşına hiçbir şey söylemez. Kuma ‘’ bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı’’ yazar. Bir vahaya gelinceye kadar yürümeye devam ederler ve orada suya girip serinlemeye karar verirler. Tokadı yiyen birden bataklığa saplanır ve boğulmak üzereyken arkadaşı onu kurtarır. O yine arkadaşına bir şey söylemeden etrafına bakınmaya başlar. Bulduğu en büyük kayanın üstüne:‘’ bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı’’ yazar. Arkadaşı dayanamayıp sorar ‘’ neden canını yaktığımda kuma, hayatını kurtardığımda kayaya yazdın.’’ Diğeri cevaplar: ‘’ acıları kuma yazalım ki bağışlama rüzgarı onu silebilsin, iyilikleri taşa yazalım ki hiçbir rüzgar onu silemesin ve hep orada kalsın...’’
27/6/2007
ARKADAŞIM
ARKADAŞIM;
Eski Türklerde Askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi Bir
saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya tasa vererek ok atarlarmış.
Atalarımız genelde bozkır hayatı yasadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir tas veya kaya olurmuş o yüzyıllarda.
sonra bu sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAS dan ARKADAS seklinde
dilimize yerleşmiş. Bugün güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isim halini almış.
Hatta onlarla ilgili çok hikayeler yazılmış, çizilmiştir. Karikatürlere bile konu olmuştur hep arkadaşlık... Bazen yanı başımızda ki yegane dayanağımız, bazen de.... Rabbim herşeyin en hayırlısını versin inşallah... Arkadaşın da... Salih arkadaşlar nasip etsin bizlere... Aynı şeyleri düşündüğümüz, aynı dava için nefes alıp verdiğimiz....
Arkadaşa neden ihtiyaç duyduğumuzu anlatan bir kıssa iletmek istedim. Okuyunca evet hepimiz bir zamanlar bunu yaşadık diyebileceğiz bir kıssa....
Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar ve aşk , kendinden emin bir şekilde sorar;
-Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye varsın ki
bu dünyada?
Arkadaşlık cevap verir:
-Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek ve acını hafifletmek için....