<$BlogMetaData$>





28/6/2008

SOFİ....

 



Seher  kalkar  sofi kişi
Hemen  çeker yirmibeşi
Zikir  eyler nakşi nakşi
Karanlıkta  nurdur  sofi
Alır  abdest  kılar  namaz
Hakka  daim  eder  niyaz
Yan  oturur
Kalbi  beyaz  bahçelerde  güldür
sofi....
alıntı

28/4/2008

HABİBULLAHI SEVMEK...

 

HABİBULLAHI  SEVMEK...

AMA  GERÇEKTEN  TÜM  BENLİĞİMİZLE, TÜM  HÜCRELERİMİZLE 

SEVMEK...

 

12/4/2008

SEVMESE KAŞINI ÇATMAZ KURBAN...

 

YARAB   ADINLA  BAŞLAYAYIM  SÖZÜME

GÜLSÜZ  BAĞDA  BÜLBÜL  ÖTMEZ  KURBAN...

 

 

18/2/2008

GÜL KIRMIZI VE AŞK SIZI...

 

 

Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye
doyumsuz bir aşk bıraktın bize.

Sevgili

önce kum deryalarına düştük sonra serâba
bugüne kadar umutlardı bizi ayakta tutan
sevdandı kimsesiz çöllerde yürekleri bir tutan,
yalnızlığa açılır bütün kapılar sensiz
sen yoksun diye, sicim sicim karanlık yeşerdi içimizde
dalga dalga hasretindi kalbimizde alevlenen
gönlümüze batan dikenler ne ki
büyüttüğümüz güller sadece sen kokmak içindi.

Sevgili
en haşin haliyle girdaba düştük
sensizliğe sürgün edildik ilkin
sonra mağara arkadaşın bırakıp gitti bizi
sonra kılıçların efendisi
ardından cennet gençlerinin efendileri
ve diğerleri birer birer bırakıp gittiler bizi
dilimiz lâl, âmâ kaldı gözlerimiz
sen olmasaydın kalpler sevmeyi öğrenebilir miydi

ey, ihsanda nisan bulutunu geçen Sevgili.
örümcek, gözlerde hâlâ en kalın perdedir
sırların sırrı kisranın sarayında
ondört burcunun düştüğü yerdedir.
en büyük mucizen Kur'an'dı, sonra Sen'din
güneşi sağ eline, ayı da sol eline alsaydın
yine de çözülmezdi ebterlerin kalbindeki kir

ey ay yüzlü güzel
bütün kelamları yazan kalemin emriydi gidişin
oysa ne kadar çok beklemişti gelişini Hira
ne kadar da çok yolunu gözlemişti Râhip Bahira
bir tek Bilâl değil, cihan alışmıştı sana
hüzündü ardında biriktirdiğimiz
yokluğunun vadilerinde yuvarlanırken
yaralı kalbimizin fısıltısına
günâha battık ama konuşan gözlerimizin hıçkırığına
"tebessüm sadakadır" fermânınla
bir damla bengisu ver n'olur
n'olur nûrunu gönder yoksul umutlarımıza.
asırlardır yetimliğe açılır gözlerimiz
bir pazartesi ilk defa, aşk gibi aşk yaşamıştı dünya
ilk defa karşı karşıya gelince Bedir'de, baba ve oğul
çoğalmıştı dillerdeki keşkeler,
haberler uçuran bir güvercinin kanatları altında
eleverir bizi ahir zaman.

Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.

hicretimiz var kervan kervan yurduna
bizi de coşkuyla karşılar mı Medineli kadınlar
kardeş kabul eder mi ensar bizi de
ondört asırdır takvimlerde kalınca bahar
adı Muhammed olmayan güller dövünür.
omuzlarımızda taşıyamadığımız en ağır yük
bestelenmemiş gidişindi, sevdandı
hasretindi her taşa desen desen nakşettiğimiz

ey gecemizi gündüze çeviren sevgili
kardeşin "Yusuf'u görüp
ellerini kesen kadınlar
seni görselerdi kalplerini keserlerdi"
nisanı unuttu yokluğunda dünya
nisyan sardı bütün cihanı sen olmayınca
her hayat bir ırmaktır sana akan
yolu sana kavuşamayanın
daim zehirdir damarlarında dolaşan.
yüzünü göster ağustos gülü oluversin ateş, çöller vaha
sen olmayınca gökler bir damla rahmet indirir mi
hasretinden çatlamış dudaklarımıza

Necâşi'nin Zeylâ'sından davet var yine

gel ki nisanı nisan gibi, baharı bahar gibi
aşkı aşk gibi yaşalım bir daha

müjdelediğin gibi altı asırdır
ezanlar hala dalgalanır Konstantin burçlarında.

heybemizde senin özlemin
dünya saltanatına bedel kaç insan
hizmetkarın olmayı istemişti.
şimdi bahtsız bir kıtada iz süreriz sana kavuşmak için
şimdi resimlerle tarifsiz uçurum kenarında dünya
gül iklimini çoktan yitirdik sevgili
hicran mevsimine düştük, masallarla büyütüldük
oysa adın anılınca susuyor bütün masallar
kırmızı kokuyor özlemin, gül kırmızısı
ne çok yakışırsınız birbirinize
Sen ve kırmızı

Sen gittin, hazan düştü bahçemize
Sen gittin, tarumar oldu her şey
Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.

kirli yağmurlarla ıslanıyor dünya
güneş, ışığını suçlu indiriyor yeryüzüne
yokluğunda geceler kavuşur mu gündüze

gel, yıldızlar dökülsün yollarına
müjdelesinler tek tek Muhammed Mustafa'yı
gel, yorgunluk çöreklendi yokluğunda omuzlarımıza
gel, gülü koparmadan sevmeyi öğret bize

seni yaşayınca gülistan oluyor dünya
seni yaşayınca gül kokuyor insan.
geldin
bin dört yüz seneler geçti
rüzgarlara kapıldık firakınla, izini kaybettik
sen sevmeyi, sevilmeyi öğretirken bize
anne karnında kurşun sesleriyle tanıştı bebekler
sen sevgi ekerken, biz ölüm, biz zulüm
biz sevgisizlik koklamaya başladık
ey nebi
senin getirdiğin nurla yeniden dirileceğiz
düştüğümüz yerden, kaybolduğumuz yerden kalkacağız yeniden
ey gelişiyle karanlıkları aydınlığa çeviren sevgili

bugün gibi, yine bir pazartesiydi gidişin
yüz yirmi beş bin değil şimdi milyonlar diyor ki ey Resûl:

"Allah'ın elçiliğini ifa ettin
vazifeni hakkıyla yerine getirdin
bize vasiyet ve nasihatte bulundun
"
"Şâhid ol yâ Rab
şâhid ol yâ Rab şâhid ol yâ Rab

Seyen.net'ten  alıntı

 

PageRank

MENZİL.NET'TEN


Go to ImageShack® to Create your own Slideshow

Go to ImageShack® to Create your own Slideshow